ESTETİK BAKANLIĞI
Bugün estetik denince akla hemen güzellik geliyor fakat kelimenin asıl kökü güzellikten ziyade duyusal algı ve hissetme anlamına geliyor. Antik Yunancada “aisthesis”; duyma, algılama, hissetme, duyusal idrak anlamlarında kullanılmış.
On sekizinci yüzyılda Alman filozof Alexander Gottlieb Baumgarten tarafından Latinceleştirilmiş şekliyle “aesthetica” kelimesi ortaya çıkmış ve "güzellik ile sanatın felsefesi" üzerine düşünenlerin oluşturduğu bir disiplin hâline gelmiştir. Bu nedenle estetik, yalnızca "güzel olanı" değil, insanın sanat ve güzelliği nasıl algıladığını da inceler.
Anestezi ise Latince “anaesthesia” kelimesinden türeyen duyu kaybı, his kaybı anlamlarını ifade ediyor. Güzellik ve duyusal idrak kavramlarının iç içe geçmesi bizlere birkaç şey fısıldıyor gibi. Çirkin (anestetik) çevremizde bir duyusal felç (paralizi) yaşadığımızı düşünüyorum. Eğer duyusal idrakımızı kaybetmesek çevremizdeki mimari kirlilikten; parklarımızdaki, otoyol çevrelerimizdeki, sahillerimizdeki, derelerimizdeki, nehirlerimizdeki, denizlerimizdeki kirlilikten acı duyacak ve tıbbi terminoloji ile estezik (duyarlı) bir hal alacaktık.
Eski fotoğraflara bakmayı severim ve her gördüğüm eski İstanbul (özellikle 1950 öncesi), eski İzmir, eski Bursa, eski Diyarbakır, eski Kütahya, eski Giresun, eski Ordu, eski Trabzon fotoğrafları içimi acıtır. Kendi duyusal idrakımızın ani bir şekilde kaybını temaşa ederim. Tıpta anestezik ilaçların etkisi diğer ilaçlara göre daha çabuk ve anidir. Bize verilen kuvvetli bir anestetik/anestezik madde ile kendi idrakımızı ve duyusal zevkimizi kaybettik ve toplumsal bir anestezi/anestetik hale sokulduk.
Uyanmaya çalışıyoruz; anesteziden uyanan bir hastanın sayıklamaları gibi bazı lokal mimari duyarlılıklar, bölgesel temizlik çabaları görüyorum, hoşuma gidiyor. Lakin estetik/estezik duyarlılığımızı kazanmak için bireysel estetik uyanışları ve bunun topluma yansımasını beklemenin de anlamı yok. Nasıl bir sadme ile duyusal idrakımızı kaybettiysek ani bir kararla ilçe ve il belediyelerine verilen imar izin yetkileri de kaldırılabilir. Ülkemizde bir Estetik Bakanlığı kurulmalı ve tüm mimari planlar ve imar izin yetkileri önce buradan geçmelidir. Her tür kamu binası (okul, hastane, karakol, kışla, hükümet konağı) ve konutun coğrafi bölgelere göre birkaç çeşit planları çizilmeli ve bu prototipler dışında bina yapılmasına izin verilmemelidir. Yıkılacak her bina bu prototipler üzerinden dönüşüme girmelidir. Belki şehirlerimizin her yerini kurtarmak güç ama özellikle şehirlerin tarihi kısımlarından görülen çevrenin silüetleri korunmalı, belki de her şehrin estetik harem sınırları ortaya konmalıdır.
Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez.” Bu söz üzerine bir adam, “İnsan elbisesinin ve ayakkabısının güzel olmasından hoşlanır!” deyince Resûlullah (sav), “Şüphesiz ki Allah güzeldir, güzelliği sever. Kibir ise hakikati inkâr etmek ve insanları küçümsemektir.” buyurmuştur.
Evlerimizin, sokaklarımızın, meydanlarımızın güzel olmasından hoşlanmamız kibir değildir. Şehirlerimizin estetikten payını alma vakti gelmedi mi?
Dr. Mustafa Mahir Kaya Haziran 2026

0 YORUMLAR
Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...