Hukuk İhraç Edilebilir mi? İstanbul Bölgesel Bir Uyuşmazlık Çözüm Merkezi Olabilir mi?

Hukuk İhraç Edilebilir mi? İstanbul Bölgesel Bir Uyuşmazlık Çözüm Merkezi Olabilir mi?

Bir ülke otomobil ihraç edebilir. Makine, tekstil ürünü veya yazılım satabilir. Bankacılık, sigortacılık, danışmanlık ve mühendislik hizmetlerini başka ülkelere sunabilir.

Peki hukuk ihraç edilebilir mi?

İlk bakışta bu soru biraz garip görünebilir. Çünkü hukuk, klasik anlamda devletin egemenlik alanının bir parçasıdır. Kanunlar belirli bir ülkede uygulanır, mahkemeler o devlet adına karar verir ve yargı yetkisi esas itibarıyla ülkesel sınırlar içerisinde kullanılır.

Uluslararası ticaretin bugünkü işleyişine bakıldığında ise daha farklı bir tabloyla karşılaşılır.

Bir Kazak şirketi ile Alman şirketi arasında yapılan sözleşmenin İngiliz hukukuna tabi olması mümkündür. Taraflar uyuşmazlıklarını Londra'da tahkim yoluyla çözmeyi kararlaştırabilir. Benzer şekilde Orta Doğu ile Asya arasında gerçekleştirilen bir ticari işlemden doğan uyuşmazlık Singapur'da görülebilir. Tarafların İngiltere veya Singapur ile güçlü bir ekonomik bağlantısının bulunması da her zaman gerekli değildir.

Başka bir ifadeyle şirketler yalnızca mal, hizmet veya sermaye için ülke seçmiyor. Bazen uyuşmazlıklarını hangi hukuk düzeninin içinde çözeceklerini de seçiyorlar.

Bu tercihin ekonomik karşılığı küçümsenmeyecek kadar büyüktür.

Birleşik Krallık'ın hukuk hizmetleri ihracatı 2024 yılında 10,079 milyar sterline ulaşmıştır. İthalat düşüldüğünde hukuk hizmetlerindeki net ihracat 8,878 milyar sterlindir. Hukuk sektörünün aynı yıl Birleşik Krallık ekonomisine katkısı yaklaşık 38 milyar sterlin olarak hesaplanmıştır.

Dolayısıyla “hukuk ihracı” yalnızca mecazi bir ifade değildir.

Bir ülkede bulunan hukuk bürosunun yabancı müvekkile hizmet vermesi doğrudan hizmet ihracatıdır. Fakat bunun arkasında daha geniş bir ekonomik yapı vardır. Uluslararası sözleşmelerde belirli bir ülkenin hukukunun seçilmesi, uyuşmazlıkların o ülkede çözülmesi, oradaki avukatların, hakemlerin, bilirkişilerin ve diğer profesyonellerin sürece katılması zaman içerisinde bir hukuk hizmetleri ekonomisi oluşturur.

Bu durumda ilginç bir sonuç ortaya çıkar:

Bir ülke yabancı uyuşmazlıkları kendi ülkesine çekerken aslında hukuk hizmeti ihraç ediyor olabilir.

Türkiye açısından mesele tam da burada başlamaktadır.

Bir önceki yazıda İstanbul Finans Merkezi, İstanbul Tahkim Merkezi ve Türkiye'nin milletlerarası tahkim altyapısı değerlendirilirken daha çok Türkiye'ye yatırım yapan yabancı yatırımcının hukuki belirsizliğinin nasıl azaltılabileceği üzerinde durulmuştu.

Fakat aynı kurumlara başka bir açıdan da bakılabilir.

Türkiye yalnızca kendi ülkesine gelen yatırımcıların uyuşmazlıklarını güvenilir biçimde çözmeyi mi hedeflemelidir?

Yoksa daha ileri bir hedef düşünülebilir mi?

Örneğin Türkiye ile doğrudan ilgisi bulunmayan bir Kazak şirketi ile İtalyan şirketi, aralarındaki uyuşmazlığın İstanbul'da çözülmesini neden tercih etmesin?

Bu soru bizi yatırım teşvikinden farklı fakat onunla yakından ilişkili başka bir alana götürmektedir.

İstanbul bölgesel bir uyuşmazlık çözüm merkezi olabilir mi?

Hukuk Ne Zaman İhraç Edilebilir Bir Hizmete Dönüşür?

Hukukun ihraç edilmesinden söz ederken kavramı doğru sınırlandırmak gerekir.

Bir devletin kanunlarının başka ülkeler üzerinde etkili olması veya başka devletlerin o kanunları örnek alması tek başına burada kastedilen anlamda hukuk ihracı değildir.

Daha ilginç olan, yabancı ekonomik aktörlerin bir hukuk sistemini kendi iradeleriyle tercih etmeleridir.

Bir şirket sözleşmesine İngiliz hukukunun uygulanacağını yazıyorsa, uyuşmazlığını Londra'da çözmeyi kabul ediyorsa veya Singapur'daki bir tahkim kurumunu seçiyorsa ortada gönüllü bir hukuk tercihi vardır.

Hukuk bu noktada yalnızca uyulması zorunlu kurallar bütünü olmaktan çıkar. Tercih edilen bir kurumsal hizmete dönüşmeye başlar.

Bu tercihin arkasında da yalnızca kanun metinleri bulunmaz. Taraflar mahkemelerin uzmanlığını, tahkime yaklaşımını, yargılamanın süresini, hakem kararlarının icra edilebilirliğini, hukukçuların niteliğini, içtihatların öngörülebilirliğini ve ülkenin genel hukuki itibarını birlikte değerlendirir.

Dolayısıyla uluslararası hukuk hizmetleri piyasasında gerçekte satılan şey yalnızca “hukuk” değildir.

Öngörülebilirliktir.

Nasıl yatırımcı sermayesini bağladığı ülkede gelecekte karşılaşacağı hukuki süreci bilmek istiyorsa, uluslararası sözleşmenin tarafları da uyuşmazlık çıkması hâlinde neyle karşılaşacaklarını önceden görmek isterler. Riskin tamamen ortadan kaldırılması mümkün değildir. Fakat hukuki sürecin öngörülebilir hâle gelmesi mümkündür.

Londra Neden Yalnızca Bir Şehir Değildir?

Hukuk hizmetlerinin ekonomik değeri konusunda en belirgin örneklerden biri Londra'dır.

Londra'nın uluslararası ticari uyuşmazlıklardaki konumunu yalnızca İngiltere'nin ekonomik büyüklüğüyle açıklamak mümkün değildir. İngiliz hukukunun uluslararası sözleşmelerde uzun süredir tercih edilmesi, uzmanlaşmış ticaret mahkemeleri, güçlü tahkim kurumları, geniş hukuk bürosu ağı ve finans sektörünün aynı şehirde yoğunlaşması birbirini besleyen bir yapı oluşturmuştur.

Burada önemli olan unsurlardan biri İngiliz hukukunun uluslararası ticari taraflar bakımından zaman içerisinde kazandığı itibardır. Bu itibar tek bir kanunla oluşturulmamıştır. Yıllar boyunca verilen kararlar, gelişen içtihat, sözleşme özgürlüğüne ilişkin yaklaşım, ticari uyuşmazlıklarda uzmanlaşma ve uluslararası işlemlerde çalışan hukuk profesyonellerinin oluşturduğu bilgi birikimi bu sonucun parçalarıdır.

Böylece hukuk sisteminin kendisi bir çeşit marka değeri kazanmıştır.

Bir sözleşmede “English law” ifadesinin bulunması artık yalnızca hangi normların uygulanacağını göstermez. Taraflara uyuşmazlık çıktığında nasıl bir hukuk metoduyla karşılaşacakları konusunda da belirli bir beklenti sunar.

Ekonomik sonuç bunun ardından gelir. Yabancı şirket İngiliz hukukunu seçtiğinde İngiliz hukukçularına ihtiyaç duyabilir. Uyuşmazlık Londra'da çözüldüğünde avukatlık, tahkim, bilirkişilik, finansal danışmanlık, tercüme, teknoloji ve diğer profesyonel hizmetlere talep oluşur.

Hukuki itibar böylece ekonomik değere dönüşür.

Ancak Londra örneğinin Türkiye açısından önemli bir sınırlılığı vardır. İngiliz hukukunun uluslararası ticaretteki konumu yüzyıllar içerisinde oluşmuştur. Londra'nın finans merkezi niteliği, deniz ticaretindeki tarihsel rolü ve İngiliz hukukunun küresel yayılımı kısa sürede başka bir ülke tarafından tekrarlanabilecek avantajlar değildir.

Bu nedenle Türkiye açısından daha öğretici soru şudur: Uluslararası uyuşmazlık çözüm merkezi sonradan oluşturulabilir mi?

Singapur'un Gösterdiği Başka Bir Yol

Bu soruya verilebilecek en dikkat çekici cevaplardan biri Singapur'dur.

Singapore International Commercial Court 2015 yılında faaliyete geçtiğinde ilk yılında yalnızca iki devredilmiş dosya bulunuyordu. 2024 yılında mahkemenin önüne gelen dosya sayısı 28'e ulaşmış ve SICC önündeki uyuşmazlıklarda bugüne kadar 62 farklı milliyetten taraf yer almıştır. Aynı dönemde Singapore International Arbitration Centre'ın yıllık dosya sayısı yaklaşık on yıl önceki 200 civarından 2024'te 625'e yükselmiş; bu dosyaların yüzde 91'i uluslararası nitelikte olmuştur.

Singapur örneğinin önemi rakamların büyüklüğünden çok, bu gelişmenin nasıl gerçekleştiğidir. Burada yalnızca bir tahkim merkezi kurulmamıştır. Uluslararası ticari uyuşmazlıkları ülkeye çekmeye yönelik mahkemeler, tahkim kurumları, hukuk hizmetleri, yabancı hukukçuların katılımı ve kamu politikası birlikte geliştirilmiştir.

Bu nedenle Singapur'un deneyimi önemli bir şeyi göstermektedir: Uluslararası hukuk merkezi olmak yalnızca tarihsel mirasın sonucu değildir. Belirli ölçülerde bilinçli kurumsal politikanın sonucu da olabilir.

Elbette bunun sınırları vardır. Bir devlet kanun çıkararak ertesi gün Londra veya Singapur olamaz. Çünkü uluslararası uyuşmazlık çözümünde güven, kurumun kurulmasıyla değil, kurumun yıllar boyunca nasıl çalıştığının görülmesiyle oluşur.

Ancak başlangıç şartları bilinçli biçimde oluşturulabilir.

Uluslararası Şirketler Tahkim Yerini Neden Seçer?

Bir şirket neden İstanbul'u değil de Londra'yı veya Singapur'u tercih etmektedir?

Queen Mary University of London ve White & Case tarafından gerçekleştirilen 2025 International Arbitration Survey bu konuda önemli bir gösterge sunmaktadır. 2.402 katılımcıyla gerçekleştirilen araştırmada sınır aşan uyuşmazlıkların çözümünde katılımcıların yüzde 87'si uluslararası tahkimi tek başına veya diğer alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleriyle birlikte tercih etmektedir. En fazla tercih edilen beş tahkim yeri ise Londra, Singapur, Hong Kong, Pekin ve Paris'tir.

İstanbul bu grubun içerisinde değildir.

Bu noktada kolay bir açıklamaya başvurulabilir: “Bu şehirlerin hukuk sistemleri daha gelişmiştir.” Fakat mesele bundan daha karmaşıktır.

Tahkim yerinin tercih edilmesinde kurumun kendi kuralları kadar, tahkim yerinin hukuk düzeni de önem taşır. Daha önceki uluslararası tahkim araştırmalarında başka tahkim yerlerini daha cazip hâle getirebilecek unsurlar arasında yerel mahkemelerin tahkime daha fazla destek vermesi, hukuk sisteminin tarafsızlığı ve tahkim anlaşmaları ile hakem kararlarının uygulanmasına ilişkin güçlü geçmiş performans özellikle öne çıkmıştır.

Bu bize kritik bir ayrım göstermektedir.

Bir ülkenin iyi bir tahkim kurumuna sahip olması ile iyi bir tahkim yeri olması aynı şey değildir.

Birincisi kurumsal organizasyona ilişkindir. İkincisi ise çok daha geniş bir hukuk çevresine.

Türkiye Aslında Sıfır Noktasında Değil

İstanbul'un bölgesel uyuşmazlık çözüm merkezi olması tartışılırken Türkiye'nin elinde hiçbir kurumsal altyapı bulunmadığı düşünülmemelidir. Aksine önemli parçalar hâlihazırda mevcuttur.

İstanbul Tahkim Merkezi hem yerli hem yabancı taraflara kurumsal tahkim hizmeti sunan bağımsız bir yapıdır. ISTAC'ın kendi kuruluş vizyonunda da Türkiye'nin coğrafi konumundan hareketle Avrupa, Asya ve Orta Doğu arasındaki ticari uyuşmazlıkların çözümünde uluslararası merkez olma hedefi açık biçimde yer almaktadır.

Üstelik ISTAC'ın kuralları modern tahkim uygulamasının birçok aracını içermektedir. Taraflar tahkim yerini, tahkim dilini, hakem sayısını ve uyuşmazlığa uygulanacak hukuku belirleyebilmektedir. Acil durum hakemi iki iş günü içerisinde atanabilmekte ve kural olarak yedi gün içerisinde karar vermektedir. Çevrim içi duruşmalar için ayrıca kurallar oluşturulmuştur. ISTAC'ın uluslararası tahkim kurulunda uluslararası tahkim alanında tanınmış yabancı hukukçular da bulunmaktadır.

ISTAC'a 2025 yılında toplam 263 yeni başvuru yapılmıştır. Türkiye'nin tahkim mevzuatı bakımından da temel hukuki altyapı bulunmaktadır. 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu, yabancılık unsuru taşıyan ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlendiği uyuşmazlıklara ilişkin temel çerçeveyi düzenlemektedir.

Dolayısıyla Türkiye açısından ilk soru artık “Bir tahkim merkezi kuralım mı?” değildir.

Merkez zaten vardır.

Daha doğru soru şudur:

Neden İstanbul henüz uluslararası şirketlerin ilk aklına gelen tahkim yerlerinden biri değildir?

İyi Bir Tahkim Kurumu Yetmez

Bu soru bizi önceki yazılarda ulaşılan temel düşünceye geri götürmektedir.

Hukuki güven tek bir kurum tarafından üretilemez.

DIFC örneği incelenirken de asıl dikkat çekici unsurun yalnızca özel bir mahkeme veya tahkim imkânı olmadığı görülmüştü. Mahkeme, tahkim, uygulanacak hukuk, düzenleyici kurumlar ve taraflara tanınan seçim imkânları birlikte bir hukuk ekosistemi oluşturmaktaydı.

Aynı düşünce İstanbul bakımından da geçerlidir.

Uluslararası bir şirket sözleşmesine “Tahkim yeri: İstanbul” yazdığı anda yalnızca ISTAC'ı seçmiş olmaz. Türkiye'nin tahkim hukukunu da seçmiş olur.

Hakem heyeti kurulmadan önce ihtiyati tedbire ihtiyaç duyulursa hangi mahkemeye başvurulacağını düşünür. Tahkim anlaşmasının geçerliliği tartışılırsa Türk mahkemelerinin nasıl yaklaşacağını merak eder. Hakem kararının iptali istenirse hangi ölçütlerin uygulanacağını değerlendirir. Kararın tenfizi gerektiğinde sürecin nasıl işleyeceğini hesaplar. Tahkimle ilgili mahkeme kararlarının ne kadar öngörülebilir olduğunu araştırır.

Bu nedenle ISTAC'ın uluslararasılaşması yalnızca ISTAC'ın yapabileceği bir iş değildir.

Tahkim kurumunu uluslararasılaştırmak ile tahkim yerini uluslararasılaştırmak birbirinden farklıdır.

Türkiye'nin asıl üzerinde durması gereken ikinci alandır.

Tahkimi Destekleyen Uzmanlaşmış Yargı

Uluslararası tahkim merkezlerinin başarısında devlet mahkemelerinin tahkime yaklaşımı önemli rol oynar.

Bu durum ilk bakışta çelişkili görünebilir. Tahkim zaten devlet mahkemelerine alternatif bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Öyleyse güçlü bir tahkim sistemi neden güçlü mahkemelere ihtiyaç duysun?

Çünkü tahkim hukuk düzeninin dışında kurulmuş kapalı bir ada değildir.

İhtiyati tedbir, delillerin toplanması, hakem atanmasına ilişkin bazı sorunlar, tahkim anlaşmasının geçerliliği, hakem kararının iptali veya yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizi gibi noktalarda devlet mahkemeleri yeniden devreye girebilir.

Bu nedenle uluslararası şirket açısından önemli olan yalnızca hakem heyetinin kalitesi değildir. Hakem heyetinin arkasında hangi yargı sisteminin bulunduğu da önemlidir.

Türkiye bakımından bu alanda daha ileri bir uzmanlaşma düşünülebilir.

Buradaki amaç ayrı ve olağan yargı sisteminden kopuk bir “tahkim mahkemesi” oluşturmak değildir. Daha gerçekçi yaklaşım, milletlerarası tahkimle bağlantılı yargısal işlerde uzmanlığın ve uygulama tutarlılığının artırılmasıdır.

Tahkim anlaşmaları, ihtiyati tedbirler, iptal davaları ve tanıma-tenfiz meseleleriyle düzenli olarak karşılaşan uzmanlaşmış hâkimlik pratiği, kararların öngörülebilirliğine katkı sağlayabilir.

Çünkü uluslararası tahkim bakımından önemli olan mahkemenin tahkimi her durumda desteklemesi değildir.

Önemli olan nasıl davranacağının öngörülebilmesidir.

Uluslararası Tahkimde Asıl İhraç Edilen Şey Güvendir

Bir kanunun metnine ulaşmak kolaydır. Asıl mesele o kanunun nasıl uygulanacağını bilmektir.

Uluslararası şirket İstanbul'u tahkim yeri olarak değerlendirdiğinde 4686 sayılı Kanun'u okuyabilir. Fakat kararını yalnızca kanun metnine göre vermez.

Türk mahkemeleri tahkim anlaşmasını hangi şartlarda geçerli kabul ediyor? Kamu düzeni kavramı hakem kararlarının denetiminde nasıl yorumlanıyor? İptal davalarında mahkemeler uyuşmazlığın esasına ne ölçüde müdahale ediyor? Yabancı hakem kararlarının tenfizi ne kadar sürüyor? Benzer olaylarda benzer kararlar çıkıyor mu?

Bunların cevapları tahkim yerinin gerçek değerini belirler.

Bu nedenle Türkiye'nin tahkim alanındaki rekabet gücünü artırmanın yollarından biri önemli tahkim kararlarının sistematik biçimde erişilebilir hâle getirilmesi olabilir.

Özellikle milletlerarası tahkim bakımından önemli yargı kararlarının anonimleştirilmiş, sınıflandırılmış ve mümkünse nitelikli İngilizce çevirileriyle erişilebilir olması yabancı hukukçunun Türkiye'deki tahkim ortamını değerlendirme maliyetini azaltacaktır.

Burada mesele yalnızca tanıtım değildir. Bilgiye erişim de hukuki öngörülebilirliğin parçasıdır.

Uluslararası tahkimde bir ülkenin sattığı şey mevzuatı değil, öngörülebilirliğidir.

İngilizce Meselesi Küçümsenmemeli

İstanbul'un uluslararası uyuşmazlık çözüm merkezi olması tartışılırken dil meselesinin de gerçekçi biçimde ele alınması gerekir.

Buradan doğrudan devlet mahkemelerinde İngilizce yargılama yapılması sonucuna ulaşmak doğru değildir. Böyle bir değişiklik Türkiye'nin anayasal ve usul hukuku düzeni içerisinde ayrıca ve çok daha kapsamlı biçimde değerlendirilmelidir.

Tahkimde ise durum farklıdır. ISTAC model tahkim şartı taraflara tahkim dilini serbestçe belirleme imkânı vermektedir.

Dolayısıyla İstanbul'un İngilizce yürütülen uluslararası tahkimlere ev sahipliği yapmasının önünde aynı nitelikte bir engel bulunmamaktadır.

Asıl mesele bu kapasitenin etrafındaki hukuk hizmetlerinin de aynı ölçüde uluslararasılaşmasıdır.

İngilizce çalışan avukatlar, hakemler, bilirkişiler ve uzmanlar; İngilizce hukuk kaynakları; uluslararası standartta duruşma altyapısı ve yabancı tarafların ihtiyaç duyduğu profesyonel hizmetler aynı ekosistemin parçalarıdır.

Yabancı bir şirketin hukuk müşaviri İstanbul'u araştırırken Türk tahkim hukukuna ilişkin temel kaynaklara, mahkeme kararlarına, uygulama notlarına ve süreç bilgilerine güvenilir bir yabancı dilde kolayca erişemiyorsa İstanbul'u tercih etmenin bilgi maliyeti yükselir.

Bu da bizi yine aynı kavrama götürür: işlem maliyeti.

Hukuk hizmeti ihracında rekabet yalnızca daha iyi kanun yapmakla değil, yabancı kullanıcının hukuk sistemine erişme maliyetini azaltmakla da ilgilidir.

İFM ile ISTAC Birlikte Düşünülebilir mi?

Türkiye bakımından bir başka fırsat İstanbul Finans Merkezi ile İstanbul Tahkim Merkezi'nin aynı ekonomik stratejinin parçaları olarak değerlendirilmesidir.

Bir finans merkezi yalnızca bankaların ve finans kuruluşlarının aynı yerde faaliyet göstermesinden ibaret değildir.

Finansal işlemlerin yoğunlaştığı yerde hukuk hizmetlerine de ihtiyaç vardır. Sözleşmeler hazırlanır. Finansman yapıları kurulur. Şirket birleşmeleri gerçekleştirilir. Sigorta ilişkileri doğar. Uluslararası krediler verilir. Ve doğal olarak uyuşmazlıklar ortaya çıkar.

Bu nedenle küresel finans merkezleri ile gelişmiş hukuk hizmetleri merkezlerinin aynı şehirlerde yoğunlaşması şaşırtıcı değildir. Londra bunun en belirgin örneğidir.

Türkiye de İstanbul Finans Merkezi'ni uluslararası finansal rekabet gücünü artırma projesi olarak görüyorsa, uyuşmazlık çözümünü bu stratejinin dışında düşünmemelidir.

Buradan Türkiye'ye özgü daha bütünlüklü bir model geliştirilebilir:

İFM ekonomik işlemlerin merkezi, ISTAC alternatif uyuşmazlık çözüm merkezi, uzmanlaşmış yargı ise tahkimin arkasındaki hukuki güvence olabilir.

Bunun için DIFC modelinin aynen kopyalanmasına gerek yoktur. Türkiye'nin ayrı bir common-law bölgesi oluşturması da zorunlu değildir.

Türkiye'nin kendi hukuk sistemi içerisinde daha öngörülebilir bir milletlerarası tahkim çevresi oluşturması mümkündür.

İstanbul İçin Bir “Tahkim Dostu Hukuk Koridoru”

Belki de Türkiye açısından üzerinde düşünülmesi gereken kavram budur: tahkim dostu hukuk koridoru.

Buradaki “koridor” fiziksel veya ayrı bir hukuki bölge anlamında kullanılmamaktadır. Amaç, uluslararası tarafın İstanbul'u seçtiğinde tahkim sürecinin başlangıcından hakem kararının uygulanmasına kadar karşılaşacağı hukuki ortamın mümkün olduğunca öngörülebilir hâle getirilmesidir.

Bu yapının merkezinde ISTAC bulunabilir.

Fakat çevresinde tahkimi destekleyen uzmanlaşmış yargı, İstanbul Finans Merkezi, uluslararası hukuk büroları, üniversiteler, barolar, bilirkişiler, tercümanlar, finans uzmanları ve teknik uyuşmazlıklarda görev alabilecek uzmanlar bulunmalıdır.

Böyle bir modelde başarı yalnızca ISTAC'a gelen dosya sayısıyla ölçülmez. Uluslararası dosyaların oranı önemlidir. Tarafların hangi ülkelerden geldiği önemlidir. Uyuşmazlıkların ekonomik büyüklüğü önemlidir. Yabancı şirketlerin İstanbul'u Türkiye ile ilgisi bulunmayan sözleşmelerde tahkim yeri olarak seçmeye başlayıp başlamadığı daha da önemlidir.

Çünkü gerçek uluslararasılaşma tam olarak o noktada başlar.

Türkiye'de yatırım yapan yabancı şirketin İstanbul tahkimini seçmesi değerlidir. Fakat Kazakistan ile İtalya arasında yapılan ve Türkiye ile doğrudan bağlantısı bulunmayan bir ticari sözleşmede tarafların İstanbul'u tercih etmesi başka bir şeyi gösterir.

Artık İstanbul yalnızca kendi ekonomik ilişkilerinden doğan uyuşmazlıkları çözmemektedir. Uyuşmazlık ithal etmekte ve hukuk hizmeti ihraç etmektedir.

İstanbul Hangi Coğrafyada Rekabet Etmeli?

Burada hedefin gerçekçi belirlenmesi gerekir.

İstanbul'un kısa vadede Londra veya Singapur'un küresel konumuyla rekabet edeceğini düşünmek gerçekçi olmayacaktır.

Bu merkezler uzun yıllara dayanan kurumsal itibar, çok büyük hukuk hizmetleri piyasaları ve güçlü uluslararası ağlar oluşturmuştur.

Türkiye'nin avantajı başka yerde aranmalıdır.

ISTAC da kuruluş amacında Avrupa, Asya ve Orta Doğu arasındaki ticari uyuşmazlıklara özellikle vurgu yapmaktadır.

İstanbul'un coğrafi ve ekonomik bağlantıları dikkate alındığında Balkanlar, Kafkasya, Orta Asya, Orta Doğu ve kısmen Kuzey Afrika daha doğal bir başlangıç alanı oluşturabilir.

Bu bölgelerin Avrupa ve Asya ile yaptığı ticarette İstanbul fiziksel olarak erişilebilir bir merkezdir.

Ancak coğrafi konum tek başına yeterli değildir.

Haritada merkezde olmak, hukuk piyasasında merkez olunduğu anlamına gelmez.

İstanbul'un coğrafi avantajını hukuki avantaja çevirebilmesi gerekir.

Bunun yolu da “İstanbul yakındır” demekten değil; “İstanbul'da uyuşmazlığınız hızlı, uzman, tarafsız ve öngörülebilir bir sistem içerisinde çözülebilir” diyebilmekten geçmektedir.

Yeni Kurumdan Çok Ekosistem

Türkiye'deki kamu politikalarında bir sorunla karşılaşıldığında çözüm olarak yeni kurum oluşturma eğilimi görülebilir.

Tahkim bakımından buna ihtiyaç olduğu açık değildir.

ISTAC vardır. Milletlerarası Tahkim Kanunu vardır. Türkiye uluslararası hakem kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin uluslararası sistemin içerisindedir. İstanbul Finans Merkezi vardır. Nitelikli hukuk fakülteleri, avukatlar ve tahkim alanında çalışan akademisyenler vardır.

Bu nedenle mesele yeni bir tabela oluşturmaktan çok mevcut parçaları birbirine bağlamaktır.

ISTAC'ın uluslararası görünürlüğünün artırılması önemlidir. Fakat tek başına yeterli değildir.

Tahkim konusunda yargısal uzmanlaşmanın güçlendirilmesi önemlidir. Fakat o da tek başına yeterli değildir.

İngilizce kapasitesinin geliştirilmesi önemlidir. Fakat bu da tek başına İstanbul'u uluslararası merkez yapmaz.

Asıl mesele bunların birlikte çalışmasıdır.

DIFC örneğinin önceki incelemede verdiği en önemli derslerden biri de buydu.

Başarılı hukuk merkezlerinin gücü tek bir kurumdan değil, kurumlar arasındaki tamamlayıcılıktan doğmaktadır.

İstanbul açısından da aynı yaklaşım benimsenebilir.

Türkiye İçin Nasıl Bir Yol Haritası Düşünülebilir?

Böyle bir hedefin kısa sürede gerçekleştirilemeyeceğini baştan kabul etmek gerekir.

Hukuki itibar, reklam kampanyasıyla oluşturulamaz.

Uluslararası şirketler bir tahkim yerini yalnızca devlet veya tahkim kurumu o merkezi tanıttığı için seçmez. Kararların niteliğine, geçmiş uygulamaya ve diğer kullanıcıların deneyimine bakarlar.

Bu nedenle İstanbul'un uluslararasılaştırılması uzun vadeli bir hukuk politikası olarak düşünülmelidir.

İlk aşamada mevcut durumun ayrıntılı biçimde ölçülmesi gerekir.

ISTAC dosyalarının ne kadarı milletlerarası niteliktedir? Yabancı taraflar hangi ülkelerden gelmektedir? Hangi sektörler İstanbul'u tercih etmektedir? Türkiye ile hiçbir bağlantısı bulunmayan tarafların ISTAC'ı tercih ettiği dosyaların oranı nedir? Yabancı şirketlerin İstanbul'u tercih etmemelerinin temel sebepleri nelerdir?

Bunların önemli bir kısmı ancak kullanıcı araştırmalarıyla ortaya çıkarılabilir.

İkinci aşamada tahkimle bağlantılı yargısal süreçlerde uzmanlaşma ve öngörülebilirlik güçlendirilebilir.

Üçüncü aşamada önemli tahkim içtihadının Türkçe ve İngilizce olarak erişilebilirliğinin artırılması düşünülebilir.

Dördüncü aşamada ISTAC, İFM, üniversiteler, barolar ve hukuk hizmetleri sektörü arasında daha sistematik bir uluslararasılaşma stratejisi oluşturulabilir.

Beşinci aşamada İstanbul'un bütün dünyaya aynı anda hitap etmesi yerine belirli ekonomik koridorlarda uzmanlaşması düşünülebilir.

Enerji, inşaat, altyapı, lojistik, finans veya Orta Asya-Avrupa ticareti gibi Türkiye'nin güçlü ekonomik ve hukuki tecrübeye sahip olduğu alanlar başlangıç noktası olabilir.

Bu durumda İstanbul'un iddiası “Londra'nın alternatifi olmak” değildir.

Daha gerçekçi ve belki daha değerli bir iddia ortaya çıkar:

Yakın coğrafyanın doğal uyuşmazlık çözüm merkezlerinden biri olmak.

Sonuç: Türkiye Uyuşmazlık İthal Edip Hukuk İhraç Edebilir mi?

Başlangıçta sorduğumuz soruya dönelim.

Hukuk ihraç edilebilir mi?

Birleşik Krallık örneği bunun ekonomik anlamda mümkün olduğunu göstermektedir. Hukuk hizmetleri ihracatının ulaştığı büyüklük, hukukun yalnızca devletin egemenlik faaliyeti değil, aynı zamanda yüksek katma değer üreten uluslararası bir hizmet sektörü olabileceğini ortaya koymaktadır.

Fakat bunun için yalnızca iyi avukatlara sahip olmak yeterli değildir.

Güvenilir kurumlar gerekir. Öngörülebilir mahkemeler gerekir. Tahkimi destekleyen bir hukuk düzeni gerekir. Uluslararası erişilebilirlik gerekir. Ve hepsinden önemlisi zaman içerisinde oluşan kurumsal itibar gerekir.

Türkiye bu yarışa sıfırdan başlamamaktadır.

ISTAC hâlihazırda çalışan ve büyüyen bir tahkim merkezidir. Modern tahkim araçlarına sahiptir ve kuruluş hedefleri arasında Avrupa, Asya ve Orta Doğu arasındaki ticari uyuşmazlıklarda uluslararası merkez olmak bulunmaktadır.

Fakat uluslararası tahkim piyasasındaki rekabet çok daha ileri bir noktadadır. Bu durum bir başarısızlık tespitinden çok, gidilecek mesafeyi göstermektedir.

Türkiye açısından bundan sonraki hedef yalnızca ISTAC'ın dosya sayısını artırmak olmamalıdır.

Daha ileri hedef İstanbul'un kendisini tercih edilen bir tahkim yeri hâline getirmek olmalıdır.

Bunun için yeni bir tahkim merkezi kurmaktan çok, mevcut merkezin etrafındaki hukuk ekosisteminin güçlendirilmesi gerekir.

ISTAC, İstanbul Finans Merkezi, tahkimi destekleyen uzmanlaşmış yargı, uluslararası hukuk hizmetleri, üniversiteler ve profesyonel hizmetler birbirinden bağımsız kurumlar olarak değil, aynı stratejinin parçaları olarak düşünülebilir.

Böyle bir yaklaşım önceki iki tartışmanın ulaştığı noktayı da tamamlamaktadır.

Hukuk yatırım teşviki olabilir.

Hukuki belirsizliği azaltacak kurumlar belirli ölçülerde tasarlanabilir.

Fakat bundan daha ileri bir aşama da mümkündür:

Güvenilir bir hukuk altyapısı yalnızca yabancı yatırımı ülkeye çekmez. Başka ülkelerin ekonomik aktörlerinin hukuki uyuşmazlıklarını da ülkeye çekebilir.

Bu noktada hukuk, yatırımın arkasında duran görünmez altyapı olmaktan çıkar. Kendisi ekonomik değer üretmeye başlar.

Belki de İstanbul'un uzun vadeli hedefini en iyi anlatan ölçüt şu olacaktır:

Bir gün Türkiye'de yatırım yapmamış, Türk şirketleriyle ortaklığı bulunmayan ve sözleşmelerinin Türkiye ile doğrudan bağlantısı olmayan iki yabancı şirket, uyuşmazlık çıkması ihtimalini düşünürken sözleşmelerine kendi istekleriyle şu ifadeyi yazıyorsa:

“Tahkim yeri: İstanbul.”

İşte o zaman Türkiye yalnızca iyi bir tahkim sistemi kurmuş olmayacaktır.

Uyuşmazlık ithal eden ve hukuk hizmeti ihraç eden bir merkez hâline gelmeye başlamış olacaktır.

 

Kaynakça

TheCityUK, UK Legal Services 2025: Legal Excellence, Internationally Renowned.

UK Judiciary, The Work of the Commercial Court.

Singapore Ministry of Law, IBA Annual Litigation Forum 2025.

Queen Mary University of London & White & Case, 2025 International Arbitration Survey.

Queen Mary University of London & White & Case, 2021 International Arbitration Survey.

İstanbul Tahkim Merkezi (ISTAC), About Us; Model Arbitration Clause; Emergency Arbitrator; Online Hearing Rules and Procedures; 2025 Statistics.

4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu.

7412 sayılı İstanbul Finans Merkezi Kanunu.

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ