G-ND1NBHLS6T

Kalemin Namusu-DENEME-FATİH ÇANKAL

Kalemin Namusu-DENEME-FATİH ÇANKAL

Çok ilginç zamanlar yaşıyoruz.

Çinlilerin meşhur bir bedduası olduğu söylenir: “İlginç zamanlarda yaşayasın.” Çinliler bu bedduayı sahiplenmiyorlar. Sahiplendikleri söz ise şu: “Kaotik bir zamanda insan olmaktansa, barışçıl bir zamanda köpek olmak daha iyidir.” Çinlilerin köpeklerle derdini bilmem ama bir Müslüman olarak bu tercihe katılmak mümkün değil. Ancak şunu da itiraf edeyim: Bu ilginç ve kaotik zamanda ben insan olmaktan yoruldum.

İnsan olmanın alametlerinden en mümtazı sanattır, hususen edebiyat kanımca.

Edebiyat güzel söz söyleme sanatıdır. Amacı insanda estetik bir haz uyandırmak; duyguyu, düşünceyi, hayali ve hakikati etkili biçimde aktarmaktır. İnsan doğasını bütün çelişkileriyle, kendi iç dünyamızı ve başkalarının iç dünyasını anlama ve anlatma yoludur.

Bu bir tanım değil, bir ölçüttür. Sanatçı bu ölçütle var olur; eser bu ölçütle değer kazanır.

Edebiyat sabit bir dairede yaşamaz. Toplumla birlikte devinir, insanlıkla birlikte değişir. 

Kimisi Fransız devrimine veya rönesansa dayandırır değişiklikleri ama şahsi fikrim19. yüzyılın sonlarından itibaren materyalizm, pozitivizm ve evrimciliğin insanlığın kadim dengesini sarstığı yönündedir. Bu üç akım ayrı ayrı doğdular, ayrı ayrı büyüdüler; ama ortak bir sonuç ürettiler: İnsanı merkeze alan her düşünce sisteminde Tanrı’nın yeri daraldı, anlam arayışı küçümsendi, maneviyat bilimin mahkemesinde yargılanır oldu.

Dünyayı evrenin merkezinden çekip insanı kutsallaştırmak, bunun için mevcut mukaddesatı reddetmek gerekiyordu. Bu bir tesadüf değil, tarihin kendi ağırlığıyla aktığı, bazı fikirlerin zeminini bulduğu bir kırılmaydı. Ve kırılmalardan beslenen kapitalizm, zamanla yalnızca bir ekonomi biçimi olmaktan çıktı; bir dünya görüşüne, bir değerler hiyerarşisine dönüştü.

Bu değerler hiyerarşisinin özü apaçık bir kültürel hegemonya idi. Yani bir azınlığın kendi kabullerini tüm insanlığın ortak değerleri olarak sunması; bunu yaparken ne kılıç kullanması ne de açıkça baskı uygulaması. Sadece tekrar etmesi, normalleştirmesi ve itiraz edeni görünmez kılması yeterlidir.

Muktedir azınlık sanatta, siyasette ve düşüncede kendi doğrularını mutlak doğru olarak sunar. Senin doğrularının hiçbir ehemmiyeti yoktur. Buna karşı çıkan sesler önce aşağılanır, ardından psikolojik baskıyla yıpratılır, en sonunda yok sayılır. Bu sürecin mimarlarından biri olan siyonizm, hegemonyayı yalnızca siyasi alanda değil, kültür ve sanatta da ustaca örgütledi.

Acı olan şudur: Bu düzen artık dışarıdan dayatılmıyor. İçselleştirildi. Zinde ve temiz beyinler bile ikna edilmiş durumda.

Bu hegemonyanın en keskin nefesini edebiyatta hissediyoruz.

Bir hikâyede Allah’ın buyruklarına atıf yapamazsın. Müslümanları yüceltemezsin. Yaradılışı anlatamazsın. Ama feminizme övgüler düzebilir, kürtajı sonuna kadar destekleyebilirsin. Yanlış oldu: Desteklemelisin! Evrim bir hakikat, evrimciliği sorgulamak cahillik; eşcinsel hakları, cinsel özgürlük, ateizm ise tartışmasız insanî değerler. Bunları eserine yedirirsen on numara edebiyat yapmışsındır.

Peki ya Allah’a, peygambere, inancına kapı aralarsan? O zaman didaktik olmuşsundur. Taraf olmuşsundur. Propaganda yapmışsındır.

Biraz önce bahsettiğim baskının hükmünü ruhlara kabul ettiremediği geçen yüzyılda bir derdi olan gerçek Müslüman yazarlar ellerindeki kalemi bir emanet bildiler. Allah’ın kendilerine verdiği güzel söz söyleme, iyi hikâye anlatma yeteneğini hakikate çağrının aracı olarak kullandılar. Yaptıkları yalnızca edebiyat değil, bazen asil bir duruş, bazen aksiyon ve isyandı hatta.

Bugün o duruş yerini bir hesaba bıraktı. Yeni nesil, kovuğuna çekildi. Hedef ne siyonist baskıya boyun eğmek ne de yerel değerlerle açık çatışmaya girmek; tam ortada, görünmez bir çizgide var olabilmek. Kimisi bu denklemde yolundan döndü. Kimisi garip yaşantıları üstü kapalı şekilde eserlerine sokuşturarak anlamlandıramadığım bir yöne dümen kırdı.

Bunun altında yalnızca korku yatmıyor. Maddi kaygılar ve kabullenme dürtüsü davanın önüne geçti. Allah rızası, gözetilmesi gerekenler listesinin dışındadır artık.

Bu ilginç zamanların yorgunluğunu taşımak teslimiyete dönüşemez, dönüşmemeli.

Gayret ancak neticeyle değerlenir ve çözüm dürüstlüktedir. Reçete ise öze dönmektir. Edebiyatın ne olduğunu ne olması gerektiğini hatırlamaktır. Düşüncenin sınırlarını hiçbir hegemonya çizemez; mücadele, kalemi yalnızca hoşgörü gösterilen alanla sınırlı tutmamaktır.

Kalem bir emanettir ve zamanın ilginçliğiyle bir ilgisi yok!

FATİH ÇANKAL

1 YORUMLAR

YORUM YAZ