ÇALIŞMAK ÜZERİNE

ÇALIŞMAK ÜZERİNE

"Çalışmak özgürleştirir" diyordu Alman nasyonal sosyalistleri. Kimin söylediğine bakmaksızın ve akıl süzgeciyle değerlendirildiğinde mümkün değil itiraz etmek. Ama mesele; "Her çalışmak gerçekten çalışmak mıdır?", "Her çalışmak özgürleştirir mi?" ve "Her eylem insanın hürriyetine mi vesile olur?" sorularında düğümleniyor.

Çalışmadan başlayalım. Farklı dillerin "çalışmak/emek" kavramına yaklaşımları, o toplumların tarihsel tecrübelerini yansıtan ilginç izler taşır.

Türkçede "çalışmak" kelimesinin kökeni; "vurmak, çarpmak, darp etmek" anlamlarını taşıyan "çal-" fiiline dayanır. Hâlâ tüm dünyada olumlu manada asker millet olarak anılan Türk milletinin çalışmayı bir savaş ve mücadele olarak görmesi herhalde şaşırtmaz kimseyi. Başlangıçta "birbirine vurmak, vuruşmak" (tıpkı savaşmak veya uğraşmak gibi) anlamında kullanılan çalaşmak ile birlikte eski Türkçedeki "çalaş" formu, "hızlı hareket etmek, çabuk yürümek" anlamlarını da taşıyordu. Hızlıca, hedefe doğru ve mücadele içinde. İşte Türk çalışması!

Almanca arbeit Proto-Cermen dilindeki arbaidiz kelimesine dayanır. Bu kelimenin kökü, Hint-Avrupa dillerindeki "yetim" (orphan) kelimesiyle aynı kökten (h₃órbʰos) gelir. Tarihsel olarak "yetim" veya "köle/hizmetkar" anlamına gelen bu kök, aslında bir zamanlar "kendi başına kalmış, yardımcısı olmayan, zorla çalıştırılan" kişilere gönderme yapıyordu ve statü odaklı bir eylem olarak görülüyor.

İngilizcede work eski İngilizce weorc ve wyrcan kelimelerinden gelir. Proto-Hint-Avrupa dilindeki "*werg-" (yapmak, etmek, eylemde bulunmak) köküne dayanır. Yani arbeit'ın aksine, bu kök daha nötr ve eyleme odaklıdır. Antik Yunanca "enerji" ile de bağlantılı olan ergon kelimesi de aynı kökten gelir. Kelime, en temel haliyle "bir şeyi ortaya koyma, eylemde bulunma" anlamını taşır. Farsçadaki "kâr"ın da aynı kökten geldiği biliniyor. İkisi de işlev, eylem ve üretim odaklı.

Arapça amel ve kedd ise tıpkı Türkçemizdeki gibi bir meşguliyet ve mücadele barındırmakta. Birazcık daha yavaş hali belki.

Özgürlük ise her ne kadar son zamanlarda muhafazakâr camia tarafından kabullenilip sahiplenilse de itiraf etmeliyiz ki hürriyet yerine yamanmış apaçık suni bir kelimedir. Ama madem kabul görmüş o halde biz de özgürlüğü insanın kendi özünü besleyip onu gürleştirmesi, yani dışarıdan gelen dayatmalara bağımlı kalmadan kendi benliğinin bereketini ortaya koyabilmesi olarak kullanalım.

Çalışma denilince çokça ve bilhassa çalışmayı sevmeyenlerin aklına sanırım ilk gelen terim ise kölelik olacaktır. Şimdi nasıl bağdaştıracağız peki özgürlük ve köleliği?

İşte tam da bu noktada niyet, irade ve anlam devreye giriyor. Kölelik ile özgürlüğün görünürdeki o zıtlığı, çalışmanın kime ve neye hizmet ettiğinde düğümlenir.

Eğer çalışmak, salt hayatta kalmak için başkasının iradesine boyun eğmek, anlamsız bir döngünün içinde sadece bir dişli olmaksa; evet, bu modern bir köleliktir. Almanların arbeit kökündeki o "kimsesiz, zorla çalıştırılan" figür, bugün plaza duvarları arasında veya bir fabrika bandında emeğine yabancılaşmış insan olarak yeniden vücut bulur. Böylesi bir çalışma insanın özünü gürleştirmez; aksine o özü kurutur, çoraklaştırır ve kişiyi tahakküm altına alır.

Ancak çalışmayı İngilizcedeki work veya Yunancadaki ergon gibi "eyleme geçmek, bir şey ortaya koymak", ya da Türkçemizdeki gibi bir gaye uğruna "çalaşmak/mücadele etmek" olarak ele alırsak işin rengi tamamen değişir.

Çalışmayı duyunca akla köleliğin gelmesi, bu kişilerin aslında çalışmanın zıddı olan tembelliği (ataleti) bir hürriyet sanmalarından kaynaklanır. Oysa hiçbir şey üretmemek, eylemsiz kalmak insanı özgür kılmaz; sadece onu kendi potansiyeline, kendi zihnine ve dışarıdan gelecek yardımlara hapseder. Yani atalet asıl tutsaklıktır.

Farsçadaki kâr (işlev) ve İngilizcedeki work (enerji) bize eylemin gerekliliğini hatırlatır. İnsan ancak enerjisini bir amaca yönelttiğinde varlık gösterebilir. Arapçadaki amel ve Türkçedeki çal- (mücadele) ise bu işin zorluğuna, o terin dökülmesi gerektiğine işaret eder.

İnsan, ancak bir zorluğa çarpıp onu aştığında, eylemiyle dünyaya bir iz bıraktığında "özünü gürleştirebilir". Kendi irademizle, yeteneklerimizi inşa etmek ve etrafımıza fayda sağlamak için verdiğimiz her emek bizi kölelikten bir adım daha uzaklaştırır. Çünkü başkasına muhtaç olmayan, kendi emeğiyle ayakta durabilen insanı kimse kolay kolay köleleştiremez.

Başa dönecek olursak; "Çalışmak özgürleştirir" cümlesi, nasyonal sosyalistlerin demir kapılara yazarak içini boşalttığı ve vahşileştirdiği, tarihin en acı ironilerinden biridir. Oradaki çalışma, insanın kendi iradesini çalan ve onu yok eden bir eylemdi.

Ancak insanın kendi seçtiği bir yolda, kendi potansiyelini gerçekleştirmek için verdiği mücadele anlamındaki çalışma, gerçekten de en saf hürriyettir. Kölelik dışarıdan dayatılanı zorla yapmaktır; özgürlük ise insanın kendi özünü besleyecek o "çarpışmaya/çalaşmaya" gönüllü olarak girmesidir. Sonuçta insanı özgürleştiren şey sadece yorulmak değil; o yorgunluğun sonunda ortaya çıkan eserle gurur duyabilmektir.

Görüşmek Dileğiyle...

Fatih ÇANKAL

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ