Kur Korumalı Mevduat Nedir? 2 Yıllık Maliyeti Ne Kadar? Nasıl Kurtulabiliriz?

Kur Korumalı Mevduat Nedir? 2 Yıllık Maliyeti Ne Kadar? Nasıl Kurtulabiliriz?

GİRİŞ:

Geçen yazımızda “faiz sebeptir, enflasyon sonuçtur” tartışmalarının ardından başlayan ve ekonomide yaşanan sıkıntılardan dolayı mecburen terk edilen ekonomik program ile mevcut ekonomik programı irdeleyerek nerede hata yapıldığını, ülkemiz için hangi ekonomik programın daha yararlı olduğunu analiz ederek bu husustaki görüşlerimizi sizlerle paylaşmıştık. (bakınız; https://www.fikiranalizi.com/faiz-sebep-miydi-sonuc-muydu-hangi-ekonomik-program-dogru)

Bu yazımızda ise bundan önceki ekonomik programda ekonomide ortaya çıkan çalkalanmayı durdurmak için getirilen ancak son iki yıldır ekonomimiz üzerinde çok büyük yük oluşturan Kur Korumalı Mevduat Sisteminden (KKM) neden ve nasıl çıkılması gerektiği hususunda görüşlerimizi sizlerle paylaşmaya çalışacağız.

KUR KORUMALI MEVDUAT SİSTEMİ NEDİR? NASIL ÇALIŞIR ve NE GİBİ RİSKLERİ VARDIR?

Bir önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi bundan önceki ekonomik program her ne kadar özü itibariyle doğru olsa da yanlış zamanda, gerekli hazırlık yapılmadan ve liyakatsiz kişilerle uygulanmaya başladığı için başarısız oldu ve maalesef terkedilmek zorunda kalındı. Çünkü ülke ekonomisi cari açık veriyorken, bütçe açığı varken, ihracatın ithalata bağımlık oranı %70 seviyelerindeyken, daha rahip Brunson olayının ekonomiye verdiği zararların yarası sarılamamışken, üstelik de pandemi döneminde böyle bir programa girişiyorsan, başarılı olabilmen için elinizde insanların bilmediği güvenilir bir kaynağının olması gerekirdi. 

Ancak maalesef Kahtı Rical problemi nedeniyle bodoslama dalınan ve faiz indirimi dışında ne olduğu anlaşılamayan bir program nedeniyle ekonomide öngörülemezlik aldı başını gitti. Sonuçta ekonomik programın zamanlama, planlama ve uygulama açısından çok büyük eksiklikleri olduğu için program daha fazla ettirilemedi ve daha öncekinden çok daha büyük bir faiz ve borç yükü oluşmasına sebebiyet verilerek terk edilmek durumunda kalındı. Ekonomik program terk edilmesine terk edildi ancak bu programın uygulanması sırasında yaşanan olağanüstü çalkantılar nedeniyle geçilen Kur Korumalı Mevduat Sistemi hala uygulanmaya devam edilmektedir.

Peki nedir Kur Korumalı Mevduat Sistemi? Kur Korumalı Mevduat Sistemi en basit tabiri ile vatandaşların elinde bulunan paraların değerini kur riskine karşı korumayı taahhüt eden mevduat sistemidir. Yani Devlet vatandaşlarına; sen gel paranı TL olarak tut, eğer ki döviz kurunda bir değişiklik olursa aradaki farkı ben sana ödeyeceğim demektedir.

Ancak KKM ülke içerisinde kısa vadeli bir rahatlama sağlasa da bu sistemin sürdürülebilir olması için ülkenin dış ticaret açığı vermemesi gerekmektedir. Aksi takdirde sürekli artan dış ticaret açığı nedeniyle ister istemez döviz kurlarının değeri artacaktır. Bunun sonucunda ise kur farkını taahhüt eden devletin bütçe açıkları artacak, bu açıkları kapatabilmek için ise daha fazla borçlanmasına sebep olunacaktır. Nitekim ülkemizde de cari denge sürekli açık verdiğinden, devlet bütçesinden KKM’ye aktarılan para miktarı sürekli olarak artmış ve bunun neticesinde devletin daha çok borçlanmasına neden olunmuştur.

Eski ekonomik programın terk edilmesinden sonra Devlet, yeni yönetimle birlikte sürekli artan borç yükü karşısında KKM sorumluluğunu Merkez Bankasına devretmek durumunda kalmıştır. Ancak bu durum, 2020 ve 2021 yıllarında vergi rekortmenleri listesinde listenin birinci sırasında yer alan MBnin, 2023 yılında 818 milyar TL (yaklaşık 25 Milyar Dolar gibi devasa bir zarar açıklamasına neden oldu. Bu zarar Cumhuriyet tarihinin rekoru olmakla birlikte bunun bilançodan silinmesinin en az 2-3 yıl alacağı öngörülmektedir.

Sonuçta 2022 ve 2023 yılları arasında KKM’nin devlete maliyeti, bütçeden ve Merkez Bankası kaynaklarından aktarılan paralarla birlikte 1 trilyon 58 milyar 285 milyon 607 bin 467 TL’ye veya dolar ile ifade edersek 48 Milyar DOLAR’a ulaştı. (bu rakamın içinde 2024 yılının ilk 5 aylık verileri yoktur, bunları da eklersek fatura çok daha yüksektir). 2024 yılı bütçesinde depremin sebep olduğu hasarların giderilmesi ve deprem bölgesinde yaşayan vatandaşlarımızın ihtiyaçları için 1 trilyon 28,3 milyar TL kaynak ayrıldığını göz önüne alırsak, son 2 yılda KKM’ye ödenen para nominal bile hesaplansa 2024 yılında deprem yaralarını sarmak için ayrılan kaynaktan daha büyüktür (reel olarak hesaplandığında bu rakam 2024 yılından ayrılan kaynağın 2 katından bile fazladır).

Bunun yanında kur farkı ilk önce bütçeden karşılandığı için bütçe açıklarına sebebiyet vermemesi için KKM’ye para yatıranlardan stopaj oranı %0’a düşürülmüştü. Bundaki maksat mevduat sahiplerinin yüksek faiz ve/veya kâr payı almasını sağlayarak bütçe açıklarına neden olmamaktı. Ancak burada da aslında örtülü olarak bir bütçe açığı oluşmaktadır. Yani devlet alması gereken vergiyi baştan almayarak bütçeden belli bir miktar parayı mevduat sahiplerine aktarmaktadır. Haziran 2024 itibariyle KKM’de 2.125 trilyon TL para bulunduğunu, KKM faizlerinin ortalama %60 civarında olduğunu, normal mevduatlardan 6 aya kadar %7,5 stopaj vergisi alınmasına rağmen KKM’de stopaj oranı %0 olduğu için hiç vergi alınmadığını göz önüne alırsak; her üç ayda bir mevduat sahiplerinin 330 milyon TL faiz geliri elde ettikleri ve bundan alınması gereken %7,5 faiz alınmadığı için her 3 ayda bir yaklaşık 25 milyar TL vergi gelirinden devletimizin mahrum kaldığı ortaya çıkmaktadır.

Diğer bir ifade ile KKM mevduatı sahiplerine Merkez Bankası ve Bütçeden aktarılan para dışında, KKM hesaplarında stopaj oranı %0 olduğu için yıllık yaklaşık 100 milyar TL gibi bir vergiden devletimizin mahrum kalmaktadır. Bu rakamı bugün ki kur ile hesap edersek yıllık yaklaşık 3 milyar Dolarlık bir vergi kaybına tekabül etmektedir. Bu rakamları da eklediğimiz zaman KKM’nin maliyeti esasen 60 milyar DOLAR’a yaklaşmış bulunmaktadır. Bu bedel buna sebep olanlardan alınır mı bilemiyorum ancak ülkeyi çok büyük bir zarara soktuğu kesin!

KKM’deki Esas Risk Nedir?

Yukarıda belirttiğimiz fiilen gerçekleşen zararların yanında bize göre kamuoyu ve sorumluluk makamında bulunanlar tarafından fark edilmeyen ve ülke ekonomisini büyük bir risk altına sokan çok önemli bir husus daha bulunmaktadır. Biliyorsunuz KKM’de eğer ki kur farkı oluşursa mevduat sahiplerinin elde ettiği faiz ile kur artışı arasındaki fark devlet tarafından karşılanmaktadır. Ancak KKM’de mevduatı bulunanlara MB’den para aktarmanın mı daha maliyetli, yoksa KKM hesaplarından vergi almayarak ve bu hesaplara yüksek faiz verilmesini teşvik ederek kuru belli bir seviyede tutmaya devam etmenin mi daha maliyetli olduğu hususu çok dikkat edilmesi gereken bir husustur. Çünkü KKM ile esasen bankada parası bulunanlara TL olarak nominal veya DOLAR bazında reel bir servet transferi yapılmaktadır.

Bununla birlikte mevcut uygulanan ekonomik program tamamen bir IMF programı olup tek farkı IMF ile resmi anlaşma yapılmamış olmasıdır. Görünen o ki kuyruğu dik tutmak adına IMF ile resmi bir anlaşma yapılmasa bile zımni olarak paranın sahipleri ile anlaşılmıştır. Yapılan zımni anlaşmaya göre faizlerin yükseltilmesi ve ekonomide bunların dediklerinin yapılması gibi tavizler verilerek ülkemize yoğun miktarda sıcak para girişi devam edecektir. Ancak bu durum ekonominin kırılganlığını azaltmamakta tam tersine daha da artırmaktadır. Çünkü sıcak para girişleri genellikle ekonomileri aşırı ısındırmakta ve risklerin artık karşılanamayacağı bir boyuta vardığını gördüklerinde ise hızla ülkeyi terk ederek ekonomiyi eskisinden daha kötü bir hale düşürmektedirler.

Sıcak para girişi yapan yabancılar son 20 yılda bu portföy yatırımları dolayısıyla ülkemizden 120 Milyar Dolar bir parayı yurt dışına aktarmıştır. Bugün MB rezervlerinin swap dahil 143 Milyar Dolar olduğunu göz önüne alırsak, eğer ki sıcak para transferi olmasa bir bu kadar daha döviz rezervine sahip olabilecektik. Bu şekilde bir para aktarımı ise ülkemiz için ithalattan daha kötü bir durumdur. Çünkü ithalatta en azından bir ürün alınarak ülke içinde kullanıma sokulurken sıcak para transferinde hiçbir ürün alınmadığı gibi, ülkemizde bin bir emekle üretilen malların yurtdışına satışı ile elde edilen döviz gelirleri de tabir caizse Ali Cengiz oyunları ile elimizden alınarak yurtdışına transfer edilmektedir. Yani adamlar mallarımızı aldıkları gibi sıcak para oyunları ile mal satışı dolayısıyla elde ettiğimiz paraları da elimizden almaktadırlar.

İşte bizim de dikkat edilmesi ve çok iyi analiz edilmesi gerekir dediğimiz husus tam burada başlıyor. Bilindiği üzere KKM’de mevduat sahiplerinin reel olarak dolar varlığını koruyarak, üstüne bir de yıllık %60 faiz veriyoruz. Yani adamlara dolar bazında yıllık %60 bir para aktarması yapıyoruz ki dolar bazında bu kadar yüksek bir faiz ödemesi dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan bir ödemedir. KKM’de 100.000 Doları bulunan bir kişi eğer dolar bu şekilde sabit kalırsa yıl sonunda en az 160.000 dolarlık bir varlığa sahip olabilmektedir. Bir de doların sıcak para girişi ve KMM dolayısıyla bastırılması nedeniyle artmadığı tam tersine zaman zaman düştüğünü göz önüne alırsak, bu oran çok daha yukarlara çıkmaktadır ki bunun sürdürülebilirliği yoktur.

İsterseniz konunun daha iyi anlaşılması için biraz daha somut verilerle detaylandıralım. Nisan ayı sonu itibariyle KKM’de bulunan paranın döviz kuru olarak değeri 75 milyar dolardır. Her ne kadar Mayıs ayında KKM’de bulunan para, TL olarak çözülüyor veya artmıyor gözükse de, vadesi dolan hesaplara ödenen faiz/kar payı dolayısıyla mevduat sahiplerinin varlıkları DOLAR bazında esasen artmaya devam etmektedir. Eğer ki KKM’de istenilen çözülme sağlanamaz ve sıcak para girişi nedeniyle döviz kurları bu şekilde baskılanmaya devam ederek yıl sonuna kadar hiç artmazsa, KKM’de bulunan para tutarı yıl sonunda bugünkü kur ile 110 Milyar Doların üstüne çıkacaktır. Diğer bir ifade ile devletin KKM riski Dolar bazında 110 Milyar Doların üstüne çıkacaktır. Mayıs ayı sonu itibariyle ülkemizde sıcak para olarak tarif edilen ve genellikle çok kolay çıkılabilen borsa, Hazine bono ve faizlerine yatırım yapan yabancı sermaye miktarı 300 Milyar Dolara ulaşmış bulunmaktadır. Yani KKM ile birlikte devletin döviz riski eğer herşey bu şekilde sabit kalmaya devam ederse 2024 yılı sonunda 400 Milyar Doları aşacaktır.

Bu açıdan bakıldığında ülkemizde sıcak para ile birlikte KKM’nin tasfiyesinde zaman uzadıkça; devletin almış olduğu riskin daha da artacağı, yaşanacak olan herhangi bir devalüasyonda çok daha fazla bir paranın KKM’de parası bulunan mevduat sahiplerine aktarılacağı net bir şekilde görülmektedir. Bu ise devalüasyonun yıkıcı etkisinin çok daha büyük boyutlarda olmasına neden olacaktır.

KKM’den nasıl kurtulabiliriz?

Devlet şu an uyguladığı ekonomik program ile KKM’den çıkmaya ve bunu piyasa dengelerini bozmadan zamana yayarak yapmaya çalışmaktadır. Ancak biraz önce de ifade ettiğimiz gibi tasfiye süresi uzadıkça devletin almış olduğu risk daha da artmaktadır. Çünkü sıcak para girişleriyle döviz kurlarının baskılanması nedeniyle Merkez Bankasından KKM’ye para aktarılmasa bile bu mevduat sahiplerinin vade sonunda dolar varlıkları reel olarak artığı için, olası bir devalüasyon veya kur çalkalanmasında geçmişte olduğundan çok daha yüksek tutarda bir paranın KKM’ye aktarılması durumu ile karşı karşıya kalabiliriz. Ayrıca dolar olarak miktarı artan KKM hesap sahiplerinin bu hesabı yenilememesi, bunun yerine efektif DOLAR talep etmesi durumunda da mevcut durumdan çok daha yüksek bir devalüasyon olması kaçınılmazdır. Bu nedenle artık bir an önce KKM’den çıkışı hızlandırıcı tedbirlerin alınması gerekmektedir.

Peki piyasa dengelerini bozmadan veya en az hasar ile KKM’den nasıl çıkılabilir? Bilindiği üzere KKM ilk yürürlüğe girdiğinde iki türlü bir uygulama söz konusuydu. Birincisi elinde döviz ve altın bulunanların bu varlıklarını bozdurup KKM’ye yatırılması, ikincisi ise TL’yi kuvvetlendirmek için TL mevduatı olanlara da parasını kur dalgalanmalarına karşı koruma altına almak için kur endeksli hesap açma hakkının verilmesi. 1 Ocak 2024 tarihi itibariyle TL dönüşümlü hesapların yenilenmesi durduruldu ki bize göre çok doğru bir işlem yapıldı.

Bunun yanında aynen TL dönüşümlü KKM’nin yenilenmemesi gibi Altın dönüşümlü KKM’nin yenilemesinin de bir an önce sonlandırılması gerekmektedir. Çünkü ülkemizde ve dünyada mal ve hizmetlerin fiyatı dolar ile belirlendiğinden KKM’den çıkış durumunda altına gelecek bir talep patlamasının piyasa dengelerini bozucu etkisi döviz kurları ile karşılaştırıldığında oldukça sınırlıdır. Altının piyasa dengelerini bozucu etkisi, yıllık altın ithalatının artması dolayısıyla oluşacak cari açık nedeniyle dolaylı ve gecikmeli bir etkidir. Yaz aylarına girmiş olmamız, turizm sektöründe yaşanan canlılık ve bu süre zarfında alınacak ilave tedbirlerle bu etkiyi daha da azaltmak imkân dahilindedir.

Bunun yanında ülkemiz bir dolar dahi de olsa yabancı para basamazken, her yıl yaklaşık 40 ton altın üretimi yapabilme imkanına sahiptir. Ülkemizin son 20 yılda 197,2 Milyar Dolarlık altın ithal ettiği, ancak bunun 72,2 Milyar Dolarlık kısmını işleyerek ihraç ettiği göz önüne alındığında, altın hesabından çıkış piyasa dengelerini direkt dövizdeki çıkış kadar etkilemeyecektir. Çünkü Ülkemiz ithal ettiği altının yaklaşık %35’ini zaten ihraç etmektedir. Bu durum KKM’de bulunan altınların tamamı fiziki altına dönüşse bile bu piyasada dengesine etkisinin yaklaşık %50’nin absorbe edilebileceğini göstermektedir. Bu nedenle Temmuz ayından itibaren ALTIN endeksli KKM hesaplarının yenilenmesi durdurulmalıdır. Aksi halde jeopolitik risklerin arttığı bir dönemde güvenli liman altına reel olarak çok yüksek bir faiz/kar payı ödenmesi devletin riski artmaktadır.

Bunun yanında Maliye Bakanlığı Temmuz ayından itibaren şirketlerin KKM hesaplarına uygulanan vergi muafiyetinin uygulanmayacağını açıkladı. Bu çok doğru bir adım ancak bu uygulama ile birlikte devletin KKM mevduatına uygulanan %0 stopaj uygulamasını normal mevduatlar seviyesine getirerek KKM’nin cazibesini azaltması ve buradan yıllık 100 milyar TL’lik vergisini artık almaya başlaması gerekmektedir. Her ne kadar KKM’ye vergi getirilirse olası bir kur atağında Merkez Bankası kaynaklarından daha fazla paranın KKM hesaplarına aktarılma ihtimali olsa da, bunun ekonomiye vereceği zarar KMM hesaplarından hiç vergi alınmamasından dolayı uğranılabilecek potansiyel zarardan daha azdır. Çünkü zaten fiilen vergi alınmayarak esasen KKM’ye reel bir kaynak aktarması yapılmaktadır. Bunun yanında stopaj vergisinin normal mevduat seviyesine getirilmesi ile elde edilecek olan 100 milyar TL’ye yakın bir vergi geliri, olası bir kur çalkalanmasında MB’nın uğracağı zararı karşılamak için kullanılabilir. Ayrıca alınacak olan stopaj vergisi ile KKM’nin diğer mevduat hesapları karşısındaki cazibesini azaltılacağı için bu hesaplardaki çözülmeyi hızlandıracaktır. Kur artışından dolayı KKM’de bulunan paranın faiz gelirinin altında kalması dolayısıyla MB kaynaklarından para aktarılsa bile, bu para TL olarak artmış gözükse de, KKM’de bulunan kişilerin DOLAR bazında reel olarak artmaması anlamına gelecektir. Bu ise bu hesapta bulunan para dolayısıyla devletin karşılaşacağı riski azaltırken aynı zamanda KKM’nin tasfiyesini hızlandıracaktır.

Öte yandan yukarıda belirttiğimiz tedbirlerin yanında ifade etmek istediğimiz çok önemli bir husus daha bulunmaktadır. Bugün ülkemizdeki toplam mevduatın %56’sı döviz ve dövize endeksli yatırım araçlarında iken sadece %44’ü TL türü varlıklardadır. Bizim bu çarpık yapıdan kurtulmadan yol almamız imkânsız değilse bile oldukça zordur. Kendi devletine faizsiz borç vermeyenlerin, başta bize düşmanlık eden ve gözümüzün içine soka soka PKK’ya 40 bin tır silah yardımı yapan bir devletin parasını tutarak onlara faizsiz kredi vermesinin bir bedeli olması gerektiğine inanıyoruz. Çünkü parasını yabancı para biriminde tutan kişiler, şahsi menfaatlerini devletin ve milletin üstünde görmelerinin yanında, alenen bize karşı terör örgütlerini ve bize düşmanlık eden devletleri destekleyen ülkelerin paralarını tutarak bir nevi ülkemiz aleyhine çalışanlara hizmet etmektedirler.

Yabancı devlet parasını tutmak bu devletlere faizsiz kredi vermek demektir. Bu sayede bu devletler karşılıksız para basarak hem kendi ülkelerinde enflasyona sebep olmadan harcamalarını finanse edebiliyorlar, hem de bize karşı yürüttükleri operasyonların parasını bizdeki bilinçsiz kişilerin DOLAR tutması nedeniyle yine bize ödettiriyorlar. Bu durum aklı başında olan hiçbir kimse ve devlet için kabul edilebilir bir durum değildir.

Ayrıca yabancı para tutarak sözde yatırım yapan kişiler yabancı para tuttukları için Dolarizasyon nedeniyle fiyatların artmasına piyasa dengesinin bozulmasına sebep olmaktadırlar. Elbette piyasa dengesini bozmanın da bir bedeli olması gerekir. Bu nedenle Serbest Piyasa safsatasından bir an  önce kurtularak, ülkemizde 1 Dolar da olsa tüm döviz satışlarının artık TC kimlik numarası ile yapılması, döviz satın alanlardan ARTIRIMLI ORANDA KAMBİYO VERGİSİ ile birlikte, yıllık en az %5 oranında DEĞER ARTIŞ KAZANCI VERGİSİ ALINMASI ve döviz tutanların enflasyondan daha fazla artan döviz gelirlerinin vergilendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Sözün özü biz devletin KKM’ye geçerken terazinin bir kefesini boş bıraktığına ve bu boşluğun bir an önce doldurulması gerektiğine inanıyoruz. Yani insanları döviz bozdurmaya teşvik ederken, döviz tutmakta ısrar edenleri cezalandırıcı veya bunlara ek bir maliyet getirici uygulamalar bir an önce hayata geçirilmelidir.

Özellikle döviz ile işi olmayan, yabancı para birimlerini sadece yatırım aracı olarak kullanan kişilerden, döviz satın alımlarında uygulanan Kambiyo Vergisinin kademeli olarak artırılması, miktar ile doğru orantılı olarak artan oranlı bir vergilemeye gidilmesi gerekmektedir. Örneğin günlük 1.000 dolara kadar binde 2, bu tutarı aşarsa 10.000 dolara kadar binde 5, 10.000 doları aşan kısımda ise %1 olarak uygulanabilir. Dolar satın alanlar günlük olarak bu tutarın altında kalsa da aylık bazda da aynı şekilde bu oanlar çok rahat bir şekilde uygulanabilir. Bu sayede devlet bir yandan döviz bozdurmayı teşvik ederken diğer taraftan da döviz alımlarını caydırıcı adımları atarak hem KKM’den kurtulabilir hem de DOLARİZASYONDAN.

İsterseniz bu hususu somutlaştırarak yazımıza noktayı koyalım. Örneğimizde bir adam Haziran ayı içerisinde öncelikle 1.000 Dolar satın almış olsun. Daha sonra aynı ay içinde farklı günlerde sırasıyla 9.000 Dolar ve 5.000 Dolar daha almış olsun. Kolaylık olsun diye döviz alım tarihlerindeki kurun değişmediğini ve tüm döviz alımlarını 35 TL/DOLAR kurundan aldığını varsayalım. Haziran 2024-Ocak 2024 tarihleri arasında ise kur da bir dalgalanma olduğunu ve yıl sonu kurunun 50 TL olarak kapandığını kabul edelim. Yine bu 7 aylık dönemde ülkemizde gerçekleşen enflasyonun da %20 olduğunu öngörelim. Bu veriler altında bu şahıs şu şekilde vergilendirilecektir:

1.000*35= 35.000 TL, bu alım için ödenmesi gereken Kambiyo vergisi ise: 35.000*0,002=70 TL’dir.

9.000*35= 315.000 TL, bu alım için ödenmesi gereken kambiyo vergisi ise: 315.000*0,005=1.575 TL’dir

5.000*35= 175.000 TL ve  bu alım için ödenmesi gereken kambiyo vergisi miktarı ise; 175.000*0,01=1.750 TL’dir.

Ayrıca sene sonunda kur 50 TL olduğu için bu dolar sahibinden ayrıca değer artış kazancı alınması gerekmektedir. 6 aylık enflasyon %20 olduğundan bu tutarı aşan kısmından değer artış kazancı elde edilmesi gerekmektedir.

35*1,2=42 olduğundan 42 TL’yi aşan kısımdan değer artış kazancı hesap edilmesi gerekiyor.

15.000*8= 120.000 değer artış kazancının matrahıdır. Bu tutardan %5 değer artış kazancı vergisi alınırsa:

120.000*0,05= 6.000 TL eder.

Görüleceği üzere basit bir örnek üzerinden bile hesapladığımızda döviz alımlarından alınacak olan kambiyo ve değer artış vergisi tutarı yıllık 9.395 TL etmektedir. Burada gaye esas olarak dövizden gelir elde etmek değildir. Maksat ülkemizdeki dolarizasyonu sona erdirmek ve vatandaşları başka ülkenin para birimini tutmaktan caydırmaktır. Bütün verilen teşviklere ve getirilen vergilere rağmen hala yabancı para tutmakta ısrarcı olanların ise bu şekilde vergilendirilerek ülkemizin maruz kaldığı zararın bir kısmı onlardan tahsil edilmelidir.

Bütün somut tedbirlerin yanında ülkemizde ve tüm dünyada artık dolar başta olmak üzere batı ve Yahudilerin ödeme sistemine karşı bir uyanış hareketinin başlatılması gerekli değil zorunludur. Bu kapsamda ilkokuldan başlayarak tüm vatandaşlarımıza döviz tutmanın ne anlama geldiği, ülkemize ne gibi zararlar verdiği ve kendi paramızı neden kullanmamız gerektiği hem eğitim olarak hem de kamu spotlarıyla sürekli hatırlatılmalı ve kamuoyunun bilinçlenmesi sağlanmalıdır.

Ancak bu yapılırken, halkın güvenini sağlamak için sorumluluk makamında oturanların DOLAR ve EURO almaması, ele verir talkımı kendi götürür salkımı deyiminin ortaya çıkmamasına çok özen gösterilmesi gerekmektedir. Bu şekilde davrananların da bir daha hiçbir kamu görevinde görevlendirilmemesi gerektiğine inanıyoruz.

Saygılarımla…

Ömer DEMİRDAŞ

 

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ